Zihin Boşlukları Sevmez

Malum 1 ayı geçkin bir süredir olağanüstü şartlar içerisindeyiz. Olağanüstü şartlarda normal davranışlar beklemenin gerçekçi olmadığı gerçeği bir yana hepimiz bu süreçte sağlıklı kalmak için neler yapmamız gerektiğine dair bilgi bombardımanı altındayız. Ben de yine bu bağlamda sağlıklı bir zihin için öneriler başlıklı bir yazıyı okuduğumda çok önemli bir şey dikkatimi çekti. Beslenmeden uykuya, egzersizden okumaya sıralanan onca önerinin tek bir ortak amacı vardı; beyni boş ve hareketsiz bırakmamak çünkü zihin boşlukları sevmez.

“Diğer bir deyişle biz boşluğu oluştururuz, evren de bunu doldurur”

Leslie Kaminoff

Geçen sene aldığım bir eğitimde de Leslie Kaminoff’un benzer bir ifadesiyle karşılaşmıştım; “Diğer bir deyişle biz boşluğu oluştururuz, evren de bunu doldurur”. Yani aslında evren boşlukları seviyor. O boşluklar mutlaka doluyor. Yani aslında nefesi bile biz almıyoruz, evren bize nefes aldırıyor. Solunumun mekaniği de yine bir fizik yasasından geliyor (Boyle Yasası), hava yüksek basınçtan düşük basınca doğru hareket eder, böylece herhangi bir çaba harcamaksızın ciğerlerimizi hava ile doldururuz. Yoga öğretilerinde geçen nefes egzersizlerinden biri olan Kapalabhati tekniği de bu fizik yasasını esas alır. Bu teknikte nefes verişler aktif nefes alışlar pasiftir. Yani esas amaç bilinçli ve aktif olarak nefes verişlere odaklanmaktır, nefes alışlar zaten kendiliğinden gerçekleşecektir. Bu nefes egzersizi ile ilgili detaylı bilgi için http://www.yogadergisi.com/yoga/nefes/706-pranayama

Ne diyorduk asıl; zihin boşlukları sevmez, bir şekilde o boşlukları doldurur. Beyin bilimi/ sinir bilim bu organımızın çalışma prensiplerini anlamaktan çok başta biz insanlar olmak üzere tüm canlıların davranışlarının ardında yatan sebepleri araştırır. Tabi beyni anlamaya çalışmak aslında çoğu zaman kendi kendini anlamaya çalışmakla eş değer bir çalışmadır. Her gün beynimizle ilgili yeni bir bilgi öğrendikçe bir çok davranışımızın arkasındaki motivasyonu görmek hem aydınlatıcı hem de çok şaşırtıcı olabiliyor. Bu yazıda da beynimizin boşlukları doldurma marifetlerinden biraz bahsetmek istiyorum.

1,5 kilogramlık kıvrımlar

Bedenimizin tepesinde, kafamızın içinde kafatası adı verilen korunaklı bir miğferin içinde yumuşak bir beyin dokusu. Çoğunluğu sudan oluşan, yağ, protein, tuz ve şekerden ibaret ortalama 1,5 kilogramlık kıvrımlı ve pembemsi bir et parçası. Havayla şişip sönen ciğerlerimiz gibi yaptığı işi doğrudan çağrıştıracak bariz bir görünüme de sahip değil. Fakat tartışmasız, insan beyni senfoniler bestelemek, piramitler inşaa etmek ve aya insan göndermek gibi inanılmaz bilişsel kapasitelere sahip.

Yazışma kazaları

Şimdi beynimizin boşluk doldurmaya dair marifetlerinden biraz bahsedelim. Neredeyse son 10 yıldır iletişim kanalı olarak çoğunlukla yazışmayı kullandığımız bir gerçek. Eminim aramızda yazışırken yanlış anlaşılmaya ya dayanlış anlamaya uğramamış bir kişi bile yoktur. Mesela yazıştığınız kişi verdiğiniz bir cevaba karşılık “Tebrikler, çok doğru bir tespit” dediğinde yüz ifadesi ve ses tonu gibi veriler olmadığından sizinle dalga mı geçiyor yoksa gerçekten takdir mi ediyor anlamakta zorlanabilirsiniz. Bu durumda, içinde bulunduğunuz ruhsal duruma göre algınızı karşınızdakine yansıtarak aradaki bu boşluğu doldurmaya çalışırsınız. Beynimizin bu bilinçsiz donanım özelliği hayatımızı kolaylaştırması için verilmiştir aslında. Her ne kadar bu konuşmanın içinde geçtiği bağlam önemli olsa da, ruhsal algımızı karşımızdakine nasıl yansıtacağımız, yani boşlukları nasıl dolduracağımız, o andaki ruh halimizden büyük oranda etkileniyor.

Şöyle bir örnekle açıklayalım; diyelim ki canınızın sıkkın olduğu bir gün yolda bir tanıdıkla karşılaştınız ve yanından geçerken ona selam verdiniz fakat karşılık gelmedi. Yorumlamaya, analiz etmeye ve sorgulamaya hazır zihniniz hemen bir yorum yaptı. Biz 2 farklı yorum olasılığından bahsedelim;

  1. Sizi farketmedi
  2. Bilinçli bir şekilde size görmezden geldi.

Sizce zihniniz hangi yorumu yapmış olabilir? Hiç şüphesiz ikinci yorum.

Beynimiz mutluluğumuzu istemiyor mu?

Bu noktada beynimizle ilgili çok ilginç bir bilgi daha geliyor; bazen beynimiz sanki bizim çok da mutlu olmamızı istemez. Suçlu ve utanmış hissedebiliriz. Sebebi çok enteresan, inanması güç ama suçluluk ve utanç duyguları da beynin ödül merkezini aktive eden duygulardır. Ve bazen de gereğinden fazla endişeleniriz. Çünkü kısa vadede endişelenmek beynimizi daha iyi hissettirir çünkü bu sayede problemimizle ilgili en azından “bir şey” yapıyoruzdur, ve bir şey hiç birşey yapmamaktan daha iyidir. Daha önce de bahsettiğim gibi zihin boşlukları sevmediği gibi herhangi bir boşluk oluştuğu takdirde çok da seçici davranmadan dolduruverir o boşluğu 😊

Her gün 1,5 saatlik karartma

Beynimiz duyularımız vasıtasıyla gelen bilgiler arasındaki boşlukları doldurur demiştik. Böylece veriler içinde kesintilerle uğraşmadan tamamlanmış bir gerçekliğe ulaşır ve hayatımızı kolaylaştırırız. Görsel veri içindeki kesintilere örnek olarak göz kırpmayı verebiliriz. Her birimiz günde ortalama 16 bin defa göz kırparız. Bu kırpma süresi çok kısa olsa da o sırada beynimize akan görsel veri kesintiye uğrar. Bu da gün sonunda yaklaşık 1,5 saat boyunca kör olduğumuz anlamına gelir. Beynimiz ise bu mecburi kararmaları olağanüstü bir şekilde kompanse ederek bizim bilinçli bir şekilde dikkat etmediğimiz takdirde farkına bile varmamamızı sağlar.

İşitmede tahmini doldurmalar

Beynin boşluk doldurma özelliğini işitme duyusu üzerinde de deneyimleriz. Büyük şehirlerde yaşayanların en çok şikayet ettiği (fakat son günlerde onu bile mumla aradığımız zamanlar yaşıyoruz) trafik gürültüsü, kalabalık mekanlar, çığlık atan çocuklar, konserler, çılgın partiler. Gürültü her yerdedir ve bu ortamlarda karşımızdakinin söylediklerini anlamakta zorluk yaşayabiliriz. Ama yine beynimiz imdadımıza yetişir ve araya parazitlerin girdiği, konuşma içerisinde işitemediği harfler ya da kelimelere dair tahmini doldurmalar yaparak söylenen şeyi tahmin etmekte adeta bir uzman gibi davranır. 2016 yılında yapılan bir araştırmada katılımcılara kısmi olarak belirsizleştirilmiş kelimeler dinletilerek beyinlerinin nasıl tepki verdiği gözlemlenmiş. Çalışmanın detaylarına aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz.

 NewScientist. “Your brain fills gaps in your hearing without you realising”. https://www.newscientist.com/article/2124214-your-brain-fills-gaps-in-your-hearing-without-you-realising/

Yazının çıkış noktası sağlıklı bir zihin için neler yapmalıyız sorusuydu. Bu dönemde bu konu üzerine çok fazla yazılıp konuşulduğu için madde madde önerilerde bulunmak yerine tüm zamanların en dinlendirici şarkısını önermek istiyorum. Yapılan bir araştırmada katılımcılardan çok zor olan bir puzzle parçasını en kısa sürede tamamlamaları istenmiş. Ve bu esnada katılımcılara farklı şarkılar dinletilerek beyin aktiviteleri, kalp atım hızları, kan basıncı ve stres seviyeleri izlenmiş. Bu şarkıların içinden Marconi Union adlı bir İngiliz grubunun Weightless adlı parçasını dinleyen katılımcıların genel kaygı düzeylerinin %65, nabızlarının ise %35 oranında azaldığı görülmüş.

Her yeni durum kendi normlarını ortaya koyar. Hepimize yaşadığımız sürece uyum gösterdiğimiz, daha güçlü, çözüm odaklı ve yaratıcı olduğumuz günler dileyerek tüm zamanların en dinlendirici şarkısıyla sizi baş başa bırakıyorum.

Yorum bırakın