Travmatik yaşantılar, gerçek bir ölüm veya ölüm tehdinin bulunduğu ağır yaralanmanın veya fiziksel bütünlüğe yönelik bir tehdinin ortaya çıktığı ve kişinin kendisinin yaşadığı ya da şahit olduğu olaylar olarak tanımlanır (APA, 2013). Travmatik olayları farklı kılan sadece beklenmedik olaylar olmaları değil aynı zamanda kişinin kullanageldiği başa çıkma yollarını da faydasız bırakan olaylar olmasıdır. Travmatik deneyimle birlikte insanlar çaresizlikleri ve kırılganlıklarıyla ve ölümsüz olmadıkları gerçeğiyle yüzleşirler.
İnsanların yaşamlarını travma öncesi ve travma sonrası şeklinde ikiye bölen bu travmatik olaylardan sonra elbette ortaya akut stres bozukluğu ve travma sonrası stres bozukluğu gibi psikolojik rahatsızlıklar, alkol veya madde bağımlılığı, depresyon gibi sorunlarla karşılaşılabilir. Travmatik olayların olumsuz sonuçları olabileceğine dair çok fazla sayıda araştırma ve kanıt mevcutken travmanın olumlu etki ihtimali daha az araştırmaya konu olmuş. Travmatik olaylara maruz kalmış bazı insanların bu mücadeleden iyi sonuçlarla da çıkabildiğini biliyoruz ve bu durum travma sonrası büyüme olarak Tedeschi ve Calhoun tarafından 1996 yılında ortaya atılmış. Travma sonrası büyümenin de yaşanabileceğini düşünmek gerçekten heyecan verici. Ne oluyor da benzer travmatik olayları yaşayan kişilerin sadece bazıları bu travmadan büyüyerek ve gelişerek çıkıyor? Bu durumu yaşayanların kişilik özelliklerinin araştırmaya değer bir konu olduğunu düşünüyorum.
Yakın çevrenizde de benzer travmatik yaşantıları olan ve sonrasında olumlu gelişim gösteren kişilere şahit olmuşsunuzdur. Hayati risk taşıyan ameliyatlar sonrasında, açık kalp ameliyatı gibi, kişilerin hayata daha olumlu baktıkları ve ameliyat öncesi mevcut olan sivri, keskin kişilik özelliklerinin törpülmüş olduğunu siz de farketmiş olabilirsiniz. Zaman zaman hepimiz zorluklardan kaçarız, ama bu zorlu süreçler bize en iyi öğretmenler de olmuştur. Zorluklar bizi büyütür diyebilir miyiz? Eğer öyleyse bu nasıl oluyor?
Öldürmeyen acı güçlendirir
Friedrich Nietzsche
Travma sonrası büyüme kavramı literatürde çok yeni bir kavram olmasına rağmen, insanlık tarihi boyunca olagelen birçok inanç sisteminde acının çekmenin insanı değiştirdiği ve olgunlaştırdığına inanılmıştır. Birbirinden çok farklı tarihlerde ortaya çıkan dinler ve öğretilerin felsefe ve pratikleri arasında oldukça belirgin paralellikler gözlenebilir. Örneğin beden ve ruh arasında net bir ayrımın olduğunu varsayan çilecilik en ilkel toplumlardan itibaren uygulanmış bir olgudur. Buna göre, beden geçici ve dünyevi zevklerin kaynağı olan ve insanın en yüksek erdemlere ulaşmasını engelleyen bir unsurdur. Diğer yandan ruh ise ebedidir ve gerçek mutluluk ancak ruhun vasıtasıyla tadılabilir. Yani ruhsal olgunluğa erişebilmenin yolu bedensel zevkleri terk edip, bedene işkence etmekten geçmektedir.
Müslümanlıkta da benzer çilecilik uygulamalarını hanegahlarda yalnızlık, sessizlik, oruç ve uykusuzluk şeklinde görebiliriz. Hinduizme mensup Sadular da hayatlarının tamamını neredeyse bir nevi meditasyonla ve bir lokma bir hırka felsefesiyle geçirirler.
Buda da buna benzer deneyimlerden geçmiş. Yirmi dokuz yaşındayken babasının sarayını terk ederek tek başına dağlarda ve ormanlarda yaşamış. Çok az yiyerek ve bazen de çok uzun süreler oruç tutarak, yıkanmadan, dikenler üzerinde oturarak nihai gerçeğe ulaşmak için çileciliği denemiş.
İnsanlar kendi kendilerinin bilincine varmak, iç huzurlarını bulmak, duygu ve düşüncelerini en şeffaf halleriyle gözlemleyebilmek adına giriştikleri bu çilecilik ve meditasyon hallerini belirli dozlarda kullandıkları sürece gerçekten de kişiliklerini zenginleştirme ve iç dünyalarını anlama fırsatlarını bulabilmişler.
Travma sonrası büyüme yaşantısında da iç dünyalarını keşfetmek ve hayatın anlamı gibi çilecilik hedefleriyle paralel alanlar görmek mümkün. Psikolog Richard Tedeschi ve Lawrence Calhoun Travma sonrası Büyüme kavramını ortaya koyarken bu büyümenin gerçekleştiği 5 yaşam alanını şu şekilde belirtmişler:
- Yaşamın değerini anlama, önceliklerin gözden geçirilmesi
- Başkalarıyla daha yakın ilişkiler geliştirilmesi
- Kişinin kendi gücünün daha çok fakına varması
- Yaşamındaki yeni olasılıkların farkına varması
- Ruhsal gelişim
Yaşamın bizzat kendisini daha çok takdir etmek ve önceliklerinin değişmesiyle birlikte kişi daha önce belki de hiç farkında olmadığı günlük hayatın parçası olan şeylerden keyif almaya veya daha önce hayatının merkezine koyduğu fakat aslında hiç de önemli olmayan şeyleri hayatından çıkarmaya başlar. Böylece kendisi için daha değerli ve ona doyum sağlayan şeyler öncelikler listesinde ilk sıraları alır. Bu zorlayıcı yaşam olayını atlatan kişi yaşamı kendisine verilmiş “ikinci bir şans” olarak görmeye başlar.
“İkinci kez yaşıyormuş gibi ve ilk defasında yanlış davranmışsınız gibi yaşayın”
Victor E. Frankl
Travmatik deneyim sonrası kişiler arası ilişkiler de gözden geçirilir ve yakın ilişkilerinde yine kişiye doyum sağlayan “kötü gün dostları” ile daha fazla yakınlık kurmaya başlar. Bu noktada çevremizden aldığımız sosyal destek ve paylaşımlar büyük önem kazanıyor. Ve kişinin güçlenmesine ve hayata bakışını değiştiren en önemli değişiklik de kendi gücünün farkına varmasıyla gerçekleşir. Travma öncesine göre kendilerini daha güçlü, dayanıklı hissetmeye başlar ve “Bunu atlatabildiysem, her şeyin üstesinden gelebilirim” fikri geliştirirler. Sorunlarla daha iyi baş edebildiğini gören kişi daha iyimser bir ruh haline girerek ruhsal olarak olumlu bir değişime girer.
Travmatik deneyimin bir milat gibi kişinin yaşamını ikiye böldüğünü söylemek de mümkün. Travmayla birlikte kişi önceki amaç, inanç ve davranışlarının işlevsiz olduğunu fark ederse yaşamında değişiklikler yapmaya başlar. Yani travmatik deneyimden sonra kişisel hayat hikayesini değiştirmeye başlar. Ve kendisiyle ilgili çok önemli bazı şeyler de fark eder:
- Düşündüğümden daha da güçlüyüm
- Bunu atlattıysam her şeyi atlatabilirim
- Hayattaki önceliklerimi değiştirdim
Aslında sadece travmatik deneyim yaşamak, travma sonrası büyüme için yeterli değil. Travma sonrası büyüme düzeyi bireysel özellikler ve çevresel koşullar tarafından da etkilenir.
Travma sonrası büyümeyi açıklayan modellerden biri olan işlevsel-betimsel modele göre kişilik özellikleri travma sonrası büyümeyi etkileyen en önemli etkenlerden biridir. Özellikle dışadönük ve yeni deneyimlere açık olan kişilerin travma sonrası sürece uyumlarının daha iyi olduğu ve kötü durumlarda bile olumlu duygularının farkına vardıkları gösterilmiş.
Bunun dışında travma sonrası büyüme ile ilişkilendirilen 4 kavram daha vardır;
- Psikolojik sağlamlık (resilience)
- Dayanıklılık (hardiness)
- İyimserlik (optimism)
- Tutarlılık algısı (sense of coherence)
Psikolojik sağlamlık, yaşanan kötü deneyime rağmen yaşama devam edebilme ve bir yaşam amacına sahip olabilme yeteneği olarak tanımlanabilir. Dayanıklılığı yüksek olan kişilerin ise hayata karşı daha meraklı, aktif ve kontrol duygularının güçlü olduğu bilinir. İyimserlik ise yaşamda genel olarak iyi şeyler olacağı beklentisidir ve iyimserler aktif başa çıkma becerilerini daha etkin ve mevcut enerjilerini problemle başa çıkmak ve çözüm yolları bulabilmek için kullanırlar. Travma sonrası büyüme ile ilişkilendirilen diğer bir kavram da tutarlılık algısıdır. Tutarlılık algısı yüksek olan kişilerin yaşadıkları olayları çözümleyip anlam çıkabildikleri için stresle başa çıkmada daha başarılı olduklarını söyleyebiliriz.
Deprem Metaforu
Travma sonrası büyüme, savaşlar, cinsel istismar, hastalıklar ve doğal afetler gibi travmatik olayların ardından yaşanabiliyor. Bunun için travmatik bir olay deneyimlemek gerekse de bizlerin de tüm dünya olarak içinden geçtiğimiz bu süreci büyüme yolunda bir araç için kullanma şansımız olduğunu düşünüyorum. Travma sonrası büyüme kavramını ortaya atan Tedeschi ve Calhoun’un (2004) deprem metaforundan bahsederek yazıyı sonlandıralım. Büyümeye giden yolda yaşanan travmatik olay “sismik” bir etki yaratır. Psikolojik olarak “sismik” etki yaratan olay, kişinin hayatı anlama, anlamlandırma ve karar verme süreçlerini derinden etkiler. Kişiler depremden neyin, neden sarsıldığını öğrendikleri için binalarını gelecek darbelere dayanıklı ve hazırlıklı olarak yeniden inşa eder. Yani gelecekteki muhtemel travmatik olaylar için bilişsel yapılarını, hayatı anlama süreçlerini yeniden gözden geçirir ve yeniden yapılandırırlar. Böylece parçalanmaya karşı dayanıklı yeni şemalar üretip büyümeyi gerçekleştiririz.
Alanis Morissette’nin Hindistan seyahati dönüşü sözlerini yazdığı Thank U şarkısıyla bitirelim. Olumlu ve olumsuz yaşadığı her şeye onu büyütüp geliştirdikleri için teşekkür ettiği ve kişisel aydınlanmasını özetlediği bu şarkısını sözlerine dikkat ederek dinlemenizi öneriyorum.
Yaşadığımız tüm sismik deneyimleri büyüme yolunda bir araç olarak kullanabilmemiz dileğiyle.

Birisi “Travma ile Büyümek” üzerinde düşündü