Çoğu zaman eşyalara duygusal anlamlar yükler ve geçmişimizin birer koruyucuları gibi bakarız. Çocuğunun bebeklik eşyasını atmaya kıyamayan bir anne, ya da yıllardır kullandığı motosikletinden vazgeçemeyen kişi, onunla yaşadığı anılardan vazgeçmiş olmaktan korkar.

Sadece kendi eşyalarımızı değil, bazen sevdiklerimizin eşyaları da çok değerli olur bizim için. Kaybettiğimiz bir yakınımızın ardından onu hatırlattığı ve onun bir parçası gibi gördüğümüz için eşyalarını saklamak isteriz. Ama bazen eşyalar ve insanlar arasındaki ilişki olumsuz sonuçlar da doğurabilir, istifleme bozukluğu gibi. 20-30 yıl öncesine ait gazeteler, dergiler, kulpu kırılmış kupalar, teki kaybolmuş küpeler, belki bir gün lazım olur diye saklanan bir sürü gereksiz eşya. Bu kişiler uzun vadede çok ciddi sorunlar yaşarlar ya da belki zaten psikolojik sorunları olan kişiler istiflemeye meyillidir bilemiyorum. Balzac “Alışkanlıklara veda etmek cesaret ister” der, sahip olduklarımızın bizde karşılıklarının ne olduğunu keşfetmek ise özgürleşme yolunda atılan ilk adımlardan olacaktır. Eşyaları benliğimizin bir uzantısı gibi mi değerlendiriyoruz, sosyal kabulü arttıran, kim olduğumuz ya da nereye ait olduğumuzu gösteren mesajlar mı vermek istiyoruz sahip olduklarımızla? Yoksa sadece birer hatıra olarak mı saklıyoruz?
Her şeyimizi kaybettiğimizde her şeyi yapacak kadar özgür oluruz.
Tyler Durden – Fight Club
Eğer siz de bazı eşyalara ya da daha çok eşyaya bağımlı olduğunuzu düşünüyor ve onlardan ayrılmanız gerektiğinin farkındaysanız şu iki soruya vereceğiniz cevaplar işinizi kolaylaştırabilir.
1- Bu eşyaya olan bağlılığım benim hangi ihtiyacımı karşılıyor?
2- Bu ihtiyacımı karşılamak için farklı hangi yolları kullanabilirim?
Ne kadar çok şeyle uğraşırsanız sizin için önemli olanlar da dahil olmak üzere her şey için o kadar az enerjiniz olur. Ne kadar az şeyle uğraşırsanız geriye kalan her şey için o kadar fazla enerjiniz olur. Sizin için önemli olan ve size enerji veren şeylere ne kadar çok enerji harcarsanız o kadar canlı, özgür ve muhteşem hissedersiniz.
Bu noktada asıl bahsetmek istediğim konu olan minimalizme bir giriş yapalım. Eminim çoğunuz farklı mecralarda bununla ilgili bir şeyler duydunuz ya da okudunuz. Nedir bu minimalizm? Her eve lazım mıdır?
Minimalizm nedir?
Minimalizm, hayatı kişi için gerekli ve gerçekten önemli olanlarla yaşaması gerektiğini savunan bir akım. Fazla eşyalardan kurtulmak, hayatı dünyevi varlıklardan ziyade deneyimlere dayalı yaşamak da minimalizmin temel felsefelerinden.
Diyelim ki evinizdeki kalabalıktan ve dağınıklıktan kurtulmak istediniz. Atılacak eşyaların hangi özellikleri bu kararı vermenize yardımcı olur sizce? Arts and Crafts akımının öncüsü İngiliz sanatçı William Morris’in şu sözü bu soruya çok yerinde bir cevap veriyor. “Evinizde faydalı ya da güzel olmadığını düşündüğünüz hiçbir şey olmasın”. Peki, eşyaları bırakıp Morris’in bu sözünü sosyal hayatımıza uygulasak, sosyal minimalizm elde eder miyiz?
Sosyal Minimalizm nedir?
En sevdiğiniz beş arkadaşınızı seçip geri kalanını atmak mı? Mümkün olduğunca az arkadaş ve sosyal etkileşime sahip olmaya çalışmak mı? Yoksa takılmak isteyinceye kadar herkesi görmezden gelmek mi? Tabii ki hayır. Sosyal minimalizm insanlarla zaman geçirme şeklinize uyguladığınız bir minimalizm felsefesidir. Aslında bir bakıma, sizin için önemli olan şeylere zamanınızı ve enerjinizi harcayabilmeniz için tüm önemsiz ve dikkat dağıtıcı şeyleri ortadan kaldırmaktır. Yazıya başlarken söylediğim gibi işin felsefesi çok basit; enerjinizin çoğunu sizin için önemli olan ve size enerji veren her şeye verin. Morris’in sözünü sosyal minimalizm açısından tekrar yorumlarsak; sizi hedeflerinize ulaştıran, kendinizin en iyi versiyonunu oluşturmanızı destekleyen ve sizi güçlendiren kişilerle (faydalı olduğunu bildiğiniz) ya da birlikte vakit geçirmeyi gerçekten sevdiğiniz kişilerle (anılarınızı güzelleştiren) vakit geçirin.
Bazı ilişkilerin kısmen zorunlu olduklarının farkındayım. Sosyal minimalist olmayı istemek hemen hayatınızdaki her şeyi elden geçirmek de değil. Bunu güçlendirmeniz gereken bir kasınız gibi düşünün. Bu becerinin bugünden yarına hemen gelişmesini beklemek gerçekçi bir beklenti olmaz. Ama yine de zamanla sosyal ortamları daha iyi analiz edebilir hale geldiğinizde iç görünüz sadeleşmek için size yol gösterecektir.
Ve tekrar hatırlamakta fayda var, minimalizm daha aza sahip olmak değil, istediğimiz alanlarda ve gerçekten bizim için önemli olana birazcık daha yer açmaktır. Eğer böyle bir yola girmeyi düşünürseniz önce kendi nedeninizi belirlemeyi ihmal etmeyin, yıllar yıllar boyunca neyi neden yaptınız, hangi ihtiyacınızı karşıladı, neye hizmet etti, ve bundan sonra o ihtiyacınızı farklı hangi yollarla karşılayacaksınız? İstediğiniz hayatı inşaa ederken kendinize sorular sorma cesaretine hep sahip olmanız dileğimle.
