Düşünce hataları ya da bilişsel çarpıtma (cognitive distortions) gerçekle bağdaşmayan abartılı bir düşünme biçimidir. Olayları gerçekte olduklarından daha olumsuz görmenize yol açarlar. Bir başka deyişle, bilişsel çarpıtmalar zihninizin sizi, kendiniz ve dış dünya hakkında doğru olmayan olumsuz şeylere inanmaya ikna etmesidir. Hepimiz zaman zaman bilişsel çarpıtmalara düşeriz, bu insan deneyiminin bir parçasıdır. Özellikle kendimizi kötü hissettiğimiz anlarda buna daha çok meyilli oluruz. Ancak bu olumsuz düşüncelerle çok sık meşgul olmak uzun vadede sadece ruh sağlığımız değil fiziksel sağlığımız için de olumsuz sonuçlar doğurabilir. Bu yüzden bilişsel çarpıtmaları öğrenmek, onları ayırt edebilmek böylece zihninizin size ne zaman, nasıl bir oyun oynadığını anlayabilmek önemlidir. Çünkü olayların bizim üzerimizde nasıl etki edeceğini, bizim o olayları yorumlama biçimimiz yani nasıl düşündüğümüz belirler.
Bu yazıda en yaygın görülen bilişsel çarpıtmaların neler olduklarından ve sonda da bunlarla ilgili neler yapabileceğinizden bahsetmek istiyorum.
Bilişsel Çarpıtmalar Nereden Geliyor?
Bilişsel çarpıtmalar, mutsuzluğumuzu arttıran, kaygımızı körükleyen ve kendimiz hakkında kötü hissetmemize neden olan zihinsel filtreler veya önyargılardır. Beynimiz sürekli olarak çok sayıda bilgiyi işlemek zorundadır. Bu yüzden bu işi biraz kolaylaştırmak, zihinsel yükümüzü hafifletmek adına bazı kestirme yollar araması da doğaldır. Bazen bu kısa yollar yararlı olsa da diğer durumlarda – bu yararsız bilişsel filtrelerde olduğu gibi – yarardan çok zarara da neden olabilirler.
Farklı bir açıklama da insanların olumsuz yaşam olaylarıyla başa çıkmak için bilişsel çarpıtmalar geliştirebileceği yönünde. Bu olumsuz olaylar ne kadar uzun süreli ve şiddetli olursa bir veya daha fazla bilişsel çarpıtmanın oluşma olasılığı da o kadar artıyor. Yani biz insanlar bilişsel çarpıtmaları evrimsel bir hayatta kalma yöntemi olarak geliştirmiş bile olabiliriz.
Bilişsel Çarpıtmalarla Düşünmek bir Akıl Hastalığı mıdır?
Araştırmalar, bilişsel çarpıtmaların çok sayıda psikolojik rahatsızlıkta ortaya çıkabileceğini gösteriyor. Listenin ilk sıralarında depresyon ve anksiyete bozuklukları geliyor. Ancak tabiki bilişsel çarpıtmalar kendi başlarına bir rahatsızlık olarak kabul edilmez, DSM-5 el kitabında bilişsel çarpıtma bir ruh sağlığı durumu olarak tanımlanır. Ara sıra bilişsel çarpıtma yaşamak doğaldır, düzenli olarak yaşanması durumunda ise yardım için bir ruh sağlığı uzmanına görünmek iyi olacaktır.
En Yaygın 16 Bilişsel Çarpıtma ve Örnekleri
1. Ya Hep Ya hiç (Siyah-Beyaz) Düşünme
Bu düşünme biçimi, insanlar belirli bir durumda tüm olası gerçekleri göz önünde bulundurmadan aşırı uçlarda düşünmeyi alışkanlık haline getirdiğinde ortaya çıkar. Ya başarılı olacağınıza ya da başarısızlığa mahkum kalacağınıza, hayatınızdaki insanların ya melek ya da şeytan olduğuna ikna olduğunuzda muhtemelen bu kutuplaşmış düşünme biçimini benimsiyorsunuzdur. Bu tür bir çarpıtma gerçekçi değildir ve genellikle faydasızdır çünkü gerçeklik genellikle iki uç arasında – siyah ile beyaz arasındaki gri bölgede – yer alır.
Örnek:
İş arkadaşınız, nöbetleri değiştirme teklifinize hayır diyene kadar adeta bir melekti, şimdi ise ona katlanamıyorsunuz. Ya da son sınavdan B aldınız, yani daha önceki tüm sınavlardan A almanıza rağmen iyi bir öğrenci olma konusunda çuvalladınız. Ya da sağlıklı beslenmeye karar verdiniz ancak bugün yemek hazırlayacak vaktiniz olmadığı için hamburger siparişi verdiniz. Bu durumda sağlıklı beslenme rutininiz tamamen mahvoldu ve artık bir daha denemeye bile lüzum görmüyorsunuz.
2. Aşırı Genelleme
Bir şeyi aşırı genelleştirdiğinizde, tek bir olumsuz olayı alır ve onu hiç bitmeyen bir kayıp ve yenilgi döngüsüne dönüştürürsünüz. Yani, olumsuz bir olayın bundan sonra gelecek her olayın da olumsuz olacağı anlamına geldiğini varsayarsınız. Sözcük dağarcığınızda “her zaman, hiçbir zaman, asla, hiç, hep” gibi ifadeler varsa dikkatli olun, bunların yerine “bazen”i koyun.
Örnek:
Bir ekip toplantısında konuşuyorsunuz ve önerileriniz projeye dahil edilmiyor. Toplantıdan şöyle düşünerek çıkıyorsunuz: “Terfi şansımı mahvettim, asla doğru şeyi söyleyemiyorum!” Ya da işe geç kalıyorsunuz ve yolda kırmızı ışıkta durmak zorundasınız. “ Hiçbir şey benim istediğim gibi gitmiyor, tüm dünya bana karşı!” diye düşünüyorsunuz. Ya da sevgilinizden ayrıldınız, aklınızdan geçen düşünceler: “Bir daha asla mutlu olamayacağım, hiç kimse beni sevmeyecek, herkes beni terkedecek, yalnız öleceğim!”
3. Dürbün Etkisi – Pozitifi küçültme, negatifi büyütme
Aşırı genellemeye benzer, fakat bakış açınızı gizlice “çarpıttığı” için “dürbün hilesi” olarak da bilinen bu çarpıtma, olayların anlamını, önemini veya olasılığını abartmayı veya en aza indirmeyi içerir. Küçük bir hatayı destansı bir başarısızlık olarak görmek veya olumlu bir özelliğinizi küçümseyerek vasat olduğunuza inanmak dürbünü test tuttuğunuzun işaretidir.
Örnek:
Patronunuza gönderdiğiniz bir e-postaya bir belge eklemeyi unuttuğunuz için sizin beceriksiz olduğunuzu düşünmesi gerektiği sonucuna varmanız.
Bir başarının önemini “önemli bir şey değildi” diyerek küçümsemeniz.
4. Felaketleştirme (Falcılık ve ya hep ya hiç düşüncelerinin birleşimi, olayları abartmak)
Bu çarpıtma genellikle “ya olursa” sorularıyla birlikte gelir. Ne kadar olasılık dışı olursa olsun her senaryoda mümkün olan en kötü sonuca atlarsınız. Ve bu tahminleri destekleyen kanıtlarınız olmamasına rağmen korkmanıza ve en kötüsünün olacağını varsaymanıza yol açar. Felaket tellallığı yaptığınızda sıradan endişeleriniz bile katlanarak büyür.
Örnek:
“Yüzümdeki bu leke muhtemelen cilt kanseridir, yakında öleceğim!”
“Ya kaza geçirdiği için telefona cevap vermediyse?”
“Ya gerçekten benimle vakit geçirmek istemediği için gelmediyse?”
“Ya ona yardım edersem ve sonunda beni aldatır veya terk ederse?”
“Ya alarmım çalmazsa, toplantıyı kaçırırsam ve bu iş için bu kadar çalıştıktan sonra kovulursam, bir daha iş bulamaz ve bir sefil gibi yaşarsam?”
5. Kişiselleştirme
En yaygın düşünce hatalarından biri de, aslında tamamen veya kısmen kontrolünüz dışında olan durumlardan sorumlu olduğunuza inanmanız veya sizinle hiçbir bağlantısı olmadığı halde olayları kişiselleştirmenizdir. Bu çarpıtma, bir arkadaşınızın birlikte gittiğiniz konserden keyif almamasının nedeninin siz olduğunuzu varsaymaktan, çevrenizdeki her huysuzluk ve sinirliliğin nedeninin siz olduğunuza inanmak gibi daha ciddi örneklere kadar geniş bir yelpazeyi kapsayabilir. Kişiselleştirme, başka birçok farklı neden olduğu halde gereksiz yere kendini suçlamaya ve yetersizlik duygusuna yol açar.
Örnek:
Çocuğunuz bir kaza geçirdi ve dışarı çıkmasına izin verdiğiniz için kendinizi suçluyorsunuz. “Dışarı çıkmasına ben izin verdim, şu an benim yüzümden hastanede”
Arkadaşınız ebeveynlikle ilgili kişisel fikirlerinden bahsediyor ve siz onun sözlerini kendi ebeveynlik tarzınıza karşı bir eleştiri olarak algılıyorsunuz.
“Arkadaşım son dakika hiçbir açıklama yapmadan buluşmamızı iptal etti, onu kızdıracak bişey yapmış olmalıyım.”
6. Etiketleme
Bu bilişsel çarpıtma, kendinizi ve başkalarını tek bir olay veya davranışa dayanarak tanımlamanızdır. Aşırı genellemenin aşırı biçimi de diyebiliriz. Tek bir örnek veya deneyime dayanarak kendimize ve başkalarına yargı dağıtırız. Başkalarına karşı saldırgan ve dışlayıcı bir tutum takınmanıza dolayısıyla insanlarla iletişiminizde sorunlara neden olur.
Hazırlamanız gereken bir raporu zamanında bitiremediniz ve “Beceriksizin tekiyim!” diye düşünüyorsunuz. Hayatın doğal akışında her zaman yüksek performans göstermek kolay olmaz, kimi zaman işler aksayabilir. Böyle olduğunda “Aldığım son iş gerçekten beni zorladı, biraz daha vakit alabilirsem raporu tamamlayabilirim” diyebilirsiniz mesela.
“Randevuya tam 10 dakika geç geldi, kesinlikle güvenilmez biri!”
“Toplantının saatini karıştırdım, tam bir işe yaramazım!”
7. Filtreleme veya Negatif Filtreleme
Bu düşünme biçimi, tamamen olumsuz örneklere ve deneyimlere odaklanır, olumlu olan her şeyi filtreler veya onları da kötüye çevirir. Aşırı genellemeye benzer şekilde, zihinsel filtre çarpıtması da tek bir olumsuz bilgi parçasına odaklanır ve tüm olumluları dışlar. Böyle yaptığınızda olup bitenler hakkında kesinlikle kötümser ve umutsuz bir bakış açısına sahip olursunuz.
Örnek:
Birlikte çalıştığınız yöneticiniz performans değerlendirme toplantısında sıkı çalışmanızı birkaç kez övdü, ve arkasından bir konuda düzeltme önerisinde bulundu. Toplantıdan mutsuz hissederek ayrılıyor ve tüm günü o tek öneri üzerinde düşünerek geçiriyorsunuz.
Romantik bir ilişkide partnerlerden birinin diğer partner tarafından yapılan tek bir olumsuz yorum üzerinde durması ve yıllardır süren olumlu yorum ve deneyimleri görmezden gelerek, ilişkiyi adeta bitmeye mahkum ve kaybedilmiş bir ilişki olarak görmesi.
8. Pozitifi Görmezden Gelme
Bu bilişsel çarpıtma zihinsel filtrelemeye benzer. Temel fark, olumluları düşündüğünüzde bunları değersizleştirmenizdir. Bunu da genellikle elde edilen bir başarıyı şansa-tesadüfe bağlayarak veya zaten herkesin yapabileceği bir şey olarak yorumlayıp küçülterek yaparsınız. İyi bir sonucun beceri, akıllıca seçimler veya kararlılıktan kaynaklandığını kabul etmek yerine, iyi sonuçların bir kaza olması gerektiğini varsayarsınız. Böylece içinde bulunduğunuz koşullar üzerinde hiçbir kontrole sahip olmadığınıza inandığınızda, bu durum motivasyonunuzu azaltır ve “öğrenilmiş çaresizlik” duygusunu pekiştirebilir.
Örnek:
Biri görünüşünüzle ilgili bir iltifat ederse, sadece kibarlık yaptığını düşünürsünüz.
Patronunuz hazırladığınız raporun çok kapsamlı olduğunu söylerse, bunu herkesin yapabileceği bir şey olarak görüp küçümsersiniz. Yetkin bir çalışan olduğunuz fikrini reddederek, bu olumlu geribildirimi patronunuzun politik doğruculuğuna bağlarsınız.
İş görüşmesinde başarılı olursunuz, fakat sizin o kadar da iyi bir aday olmadığınızı fark etmedikleri için kabul edildiğinizi düşünürsünüz.
9. Sonuçlara Atlama
Elinizde hiçbir kanıt olmamasına rağmen bir olayı veya durumu olumsuz olarak yorumlarsınız. Sonra da varsayımınıza göre tepki verirsiniz. Bunun iki biçimi vardır, akıl okuma ve falcılık. Kanıtınız olmaksızın başka bir kişiye düşünceler, duygular ve niyetler atfetmeniz “akıl okuma”dır.
Akıl okuma ile empati – başkalarının neler hissediyor olabileceğini algılama ve anlama yeteneği- sıklıkla birbirine karıştırılabilir. İkisi arasındaki farkı anlamak için sadece şüphelerinizi veya inançlarınızı doğrulayan kanıtları değil, tüm kanıtları göz önünde bulundurmanız iyi olur.
Örnek:
Eşiniz eve geldiğinde yüzü biraz asık ve keyifsiz görünüyor. Nasıl olduğunu sormak yerine hemen size kızgın olduğunu varsayıyorsunuz ve mesafeli duruyorsunuz. Aslında eşiniz iş yerinde kötü bir gün geçirmiş.
Akıl okumanın kardeş çarpıtması olan “falcılık”ta ise genellikle zor bir şeyi denemekten kaçınmak için olayların belirli bir şekilde gelişeceğini tahmin edersiniz. Falcılık, hayatınızı olumlu yönde şekillendirmek için harekete geçmenizi engeller.
Örnek:
“Nasıl olsa sınavda başarısız olacağım, neden çalışayım ki?”
“Kimse beni işe almayacak, bu yüzden sevmesem de bu işimde kalmalıyım”.
Genç ve bekar birinin sadece henüz aşkı bulamadığı gerçeğine dayanarak, aşkı asla bulamayacağını ya da mutlu bir ilişki yaşayamayacağını ön görmesi. Hayatının nasıl olacağını bilmesinin imkanı yoktur ancak bu tahmini birkaç olasılıktan biri olarak görmek yerine gerçek gelecek olarak görmektedir.
10. -meli -malı inançları
Bu ifadeler, bir durumun özelliklerini dikkate almadan kendiniz ve başkaları için belirlediğiniz öznel ve katı kurallardır. Bunlar genellikle ne yapmanız gerektiği hakkındadır. Bunlar başkalarına da uygulanabilir ve muhtemelen karşılanamayacak biri dizi beklentiyi dayatır.
Kendimizle ilgili “yapmalıyım” ifadelerine çok sıkı sarıldığımızda, sonuç genellikle bunları yerine getiremediğimiz için suçluluk duygusu, azalan öz saygı ve yüksek kaygı olur. Başkası hakkındaki “yapmalı” ifadeleri ise beklentilerimizi karşılayamamaları nedeniyle genellikle hayal kırıklığı, öfke ve kızgınlıkla sonuçlanır.
Örnek:
İnsanların her zaman vaktinde gelmesi gerektiğini, veya bağımsız bir bireyin aynı zamanda kendi kendine yetmesi ve asla yardım istememesi gerektiğini düşünürsünüz.
“Bu yaşımda hayatta çok daha ileride olmalıydım. Geride kaldım ve asla ilerleyemeyeceğim”
“Kilo vermeliyim, 36 beden giymeliyim”
“İnsanlar koşullar ne olursa olsun yardım etmeliler, bencil olmamalılar”
11. Duygusal Çıkarım
Duygusal akıl yürütme / çıkarım yapma, belirli bir şekilde hissettiğimiz için o anda düşündüğümüz şeyin doğru olması gerektiğini varsayar. Yani bir anlamda kişinin duygularını gerçek olarak kabul etmesi demektir. “Hissediyorum, o halde doğru olmalı” şeklinde tanımlayabiliriz. Bir şeyi hissetmemiz onun doğru olduğu anlamına gelmez. Örneğin, partnerimizi kıskanabilir ve başka birine karşı hisleri olduğunu düşünebiliriz, ancak bu onu doğru yapmaz. Duygular her zaman geçerli ve biz onları yaşarken “doğru” olsa da, duygular gerçeğin ta kendisi değildir. Durumları, sadece o anda nasıl hissettiğimizden daha fazla bilgiye dayanarak analiz etmeye ihtiyacımız vardır.
Örnek:
Endişeli uyandığınız için bugün kötü bir şey olacağına kesin olarak inanıyor olabilirsiniz.
Bir durumda yetersiz hissetmek “Ben hiçbir yere ait değilim!”e dönüşebilir.
“Suçlu hissediyorum, o halde bu durumdan ben sorumlu olmalıyım”
“Kızgın hissediyorum, bu yüzden konuştuğum kişi beni önemsemiyor veya bana saygı duymuyor olmalı”
“Olanlardan dolayı utanç duyuyorum, bu yüzden aptal olmalıyım”
“Korkuyorum, demek ki tehlikedeyim”
12. Kontrol Yanılgısı
Kontrol yanılgısı iki zıt yönde çalışır: (1) hayatlarımız üzerinde hiçbir kontrolümüz olmadığı ve kaderin çaresiz kurbanları olduğumuz inancı ya da (2) kendimiz ve çevremiz üzerinde tam kontrol sahibi olduğumuz ve başkalarının duygu, düşünce ve davranışlarından sorumlu olduğumuz inancı. Her ikisi de zarar verir ve her ikisi de eşit derece de yanlıştır.
Örnek:
Bugün teslim etmeniz gereken bir raporu yetiştiremediniz. Hemen şöyle düşünürsünüz: “Tabii ki tamamlayamadım! Patronum beni çok çalıştırıyor ve bugün ofis çok gürültülüydü!”
Bu örnekte, davranışınızın tüm kontrolünü bir başkasına ya da dışsal bir duruma yüklüyorsunuz.
Veya bir başkasını mutlu ya da mutsuz ettiğinizi düşünürsünüz. Bu da eylemlerinizin ve varlığınızın başkalarının yaşamlarını etkilediği veya kontrol ettiği inancına dayanır.
13. Adalet Yanılgısı
Her ne kadar hepimiz adil bir dünyada yaşamak istesek de, doğası gereği adil bir dünya varsayımı gerçeği yansıtmaz ve hayatın adaletsizliğine dair kanıtlarla karşılaştığımızda muhtemelen öfke, kızgınlık ve umutsuzluk gibi olumsuz duyguları tetikler.
14. Haklılık Yanılgısı
Bu her zaman haklı olmamız gerektiği inancıdır. Bu çarpıtmayla mücadele edenler için yanılıyor olabileceğimiz fikri kesinlikle kabul edilemez ve haklı olduğumuzu kanıtlamak için tabiri caizse ölümüne savaşırız. Bir mesele üzerinde saatlerce tartışarak aynı fikirde olmadıkları konusunda anlaşmaları gerektiği halde her zaman haklı olmak çarpıtmasını kullanarak bu meseleyi her ne pahasına olursa olsun kazanılması gereken entellektüel bir mesele haline dönüştürürler.
15. Değiştirme yanılgısı
Başkalarına yeterince baskı yapar veya onları teşvik edersek değişmelerini beklemek de bir başka bilişsel çarpıtma biçimidir. Bu çarpıtmaya genellikle mutluluğumuzun ve başarımızın diğer insanlara bağlı olduğuna dair bir inanç eşlik eder ve bizi istediğimizi elde etmenin tek yolunun çevremizdekileri değişmeye zorlamak olduğuna inandırır.
Örnek:
“Eşimi, beni rahatsız eden şeyleri bırakması için ikna edebilirsem, daha iyi bir koca ve daha mutlu bir insan olabilirim.”
16. Ödül Yanılgısı
Bu bilişsel çarpıtma, kişinin mücadelesinin, çektiği acıların ve sıkı çalışmasının adil bir ödülle sonuçlanacağına dair bir inanç olarak kendini gösterir. Bu tür bir düşüncenin neden bir çarpıtma olduğu açık sanırım? Sadece kişisel deneyimlerinize bile baksanız sıkı çalışmanın ve fedakarlığın karşılığını alamadığınız sayısız örnek bulabilirsiniz. Bazen ne kadar çalışıp didinsek de elde etmeyi umduğumuz şeyi elde edemeyiz. Aksini düşünmek beklenen ödül gelmediğinde hayal kırıklığı, hüsran, öfke ve hatta depresyonla sonuçlanabilecek bir düşünce hatasıdır.
Bilişsel Çarpıtmaları Nasıl Değiştiririz?
Mantıksız düşünce kalıplarının çoğu, bunların farkına varıldığında tersine çevrilebilir. Yani yaşadığınızı düşündüğünüz probleme bakış açınızı değiştirip, problemi yeniden tanımlamak mümkündür, buna yeniden çerçeveleme diyoruz. Yine de, bilişsel çarpıtmalar bazen kişilik bozukluklarıyla el ele gidebilir. Bu da yeniden çerçevelemeyi daha zor hale getirebilir. Eğer çok zorlanacağınızı düşünüyorsanız bir sağlık uzmanıyla çalışmak iyi bir fikir olabilir.
Bu arada birçok durumda sizi üzenin olaylar değil düşünceleriniz olduğunu hatırlamaya çalışın. Olayları değiştiremeyebilirsiniz ancak çarpıtılmış düşüncelerinizi yeniden düzenlemek için çalışabilirsiniz.
Şimdi diyelim ki modunuzda bir değişiklik yakaladınız, olumsuz düşünceler zihninize üşüşmüş, sizin de ruh haliniz birden tepetaklak oldu. Kağıt kalemi alın ve zihninizden geçen bu uçuşan düşünceleri yazmaya başlayın. Böylece zihninizi biraz daha yavaşlatmanız ve sakinleşmeniz mümkün olacak. Başlarken yazarak çalışmak iyidir, zaman içinde sadece düşünerek de bunu yapmaya başlayabilirsiniz, zorlandığınızda tekrar kağıt kaleme dönün. Önünüzde uzun bir düşünce listesi oluştu, gerekiyorsa özetleyin ve yukarıdaki listeden hangi bilişsel çarpıtmayı yaptığınızı bulun, birden fazla çarpıtma da çıkabilir. Düşüncenin yanına bilişsel çarpıtmanın adını yazın. Bir bakıma düşünceleriniz hakkında düşünmeye başladınız, metakognisyon (üstbiliş) denen bir sürece girdiniz, yani düşüncelerinize ilişkin farkındalık ve anlayış geliştirdiğiniz bir süreç. Sadece düşünme sürecinin farkına varmak bile, özellikle işlevsel olmayan otomatik bilişsel çarpıtmalardan uzaklaşmamıza ve onları yeniden değerlendirmemize yardımcı olur.
Düşünce hatalarınızı fark ettiğinizde onların yüzde yüz doğru olmadığına dair kanıt toplamaya başlayın. Bu düşüncenizin doğru olduğuna dair kanıtlarınız neler, doğru olmadığına dair kanıtlarınız neler bunları listeleyin. Ve kendinizi tarafsız bir gözlemci yerine koyup, hangisinin yüzde kaç doğru olduğunu puanlayın. Çoğunlukla düşüncenizi destekleyen kanıtların daha az olduğunu ve hatta doğru olmadığını fark edeceksiniz. Böylece düşüncenizi daha “gerçekçi” düşüncelerle değiştirmeye bir adım daha yaklaşmış olacaksınız.
Kar-zarar analizi. Bu şekilde düşünmenin bana getirdiği sonuçlar neler? Bana getirileri neler, bana neye mal oluyor? Bu şekilde düşünce kalıplarınızın artılarını ve eksilerini tartmak, onları değiştirmek için sizi cesaretlendirebilir.
Şimdi bu düşünceyi yeniden çerçevelemek için alternatif açıklamaları, gerçekçi ve olumlu yorumları arayın. Bu düşünceniz gerçekse, olabilecek en kötü şey nedir, olabilecek en iyi şey nedir ve olabilecek en olası şey nedir sorularını kendinize sorun. Diyelim ki üstünde çalıştığınız bir projeyi ekip toplantısında sunacaksınız ve bununla ilgili inanılmaz endişeli hissediyorsunuz. “Heyecandan konuşamayacağım, soru sorarlarsa cevap veremeyeceğim” diye düşünüyorsunuz.
Eğer bu düşünceniz gerçekse, olabilecek en kötü şey: Heyecandan bildiğim her şeyi unuturum, soru sorulursa hemen cevap veremem ve rezil olurum. Benim yetersiz olduğumu düşünüp işten çıkarırlar ve bir daha asla bir işe giremem.
Olabilecek en iyi şey: Sunumum çok iyi geçer, herkes projeyi çok beğenir. Bu başarımdan dolayı terfi alırım ve rakip şirketten teklif de gelir.
Olabilecek en olası şey: Hazırladığım projeyi olması gerektiği gibi sunarım, heyecanlanıp arada takılabilirim. Bildiğim yerden soru gelirse cevaplarım, bilmediğim bir soru gelirse henüz cevabı bilmediğimi ama araştırıp dönüş yapacağımı söylerim.
Şimdi ilk düşüncenizin yerine yenilerini koymak için hazırsınız. Hangi düşüncenin daha gerçekçi, daha olası ve hatta sizin için daha faydalı olacağını biliyorsunuz.
Umarım bu yazı size bilişsel çarpıtmalar hakkında temel bir bakış açısı kazandırmıştır. Depresyon, anksiyete veya başka ciddi bir ruh sağlığı sorunu ile müsade etmiyor olsanız bile, ara sıra kendi düşüncelerinizi değerlendirmekten bir zarar gelmez. Bilişsel bir çarpıtmayı ne kadar erken yakalar ve ona karşı bir strateji geliştirirseniz hayatınız üzerinde olumsuz bir etki yaratma olasılığı o kadar azalır.
Sizin bilişsel çarpıtmalarla ilgili deneyimleriniz neler? Hangileri ile mücadele ediyorsunuz? Bunlarla nasıl başa çıkma stratejileriniz neler? Yorumlarınızı duymak güzel olabilir.